Arjantin Tango Müziği Tarihi

Tango, Amerika kıtasının Güney yarım küresinde bulunan ve 1880 yılında Arjantin’in başkenti ilan edilen Buenos Aires’de doğmuştur.

tango orkestra.jpg

Tango, Amerika kıtasının Güney yarım küresinde bulunan ve 1880 yılında Arjantin’in başkenti ilan edilen Buenos Aires’de doğmuştur.

 

Buenos Aires , 19. yüzyılın ikinci döneminde eski dünya olarak tabir edilen İspanya Almanya İtalya Hollanda ve Portekiz’den yeni bir hayat hayaliyle bu şehre göç eden göçmenlerden dolayı büyük ve yeni bir umut kapısı şeklinde görülmüştür . Ancak bir süre sonra Arjantin’e göç etmiş olan bu insanlar için sonuç hiç de beklenildiği gibi olmamıştır. Vatan hasreti, düş kırıklıkları , öfke ve hüzün duygularını yaşamaya başlayan toplumun alt kesimindeki bu insanlar duygularını dışa vurmak için yollar aramışlardır.

 

1865’de nüfusunun %65 ni erkeklerin ve yalnız insanların oluşturduğu Arjantin’de şehrin bakımsız kenar mahallerinde, küçük evlerde ve pansiyonlarda yaşayan halkın eğlenceleri şarkı söylemek,  eğlence sunan yerlere gitmek ve oradaki kadınlara kendilerini beğendirebilmek için dans etmekti. Tangonun ilk adımlarının atıldığı bu dönemde dans çalışmalarını erkekler sokak aralarında kendi aralarında yapmışlardır. Erkekler kendi aralarında çalıştıktan sonra gittikleri eğlence mekanlarında kadınları etkilemek için bu dansı yaparken Bir süre sonra kadın ve erkeğin bu denli alışılmadık  yakınlıkta dans etmeleri bu dansın yer yer tepki görüp ayıplanmasına neden olmuştur. Her şeye rağmen başlangıçta hor görülen bu müzik ve dans hızla yayılmaya devam etmiştir.

 

Dans bir yandan gelişimine devam ederken, bu müziği çalan orkestralar da bir yandan biçimlerini bulma arayışına çıkmışlardır. Tango müziğini icra eden ilk orkestralarda temel üç ensturman, keman, flüt ve arp olmuştur. Bir süre sonra arp yerini gitara bırakmış bu da müziğin perküsif tarafını bir nebze olsun güçlendirmiştir. Bu küçük başlangıç döneminden sonra tangoya iki önemli enstrüman daha girer, piyano ve  bandoneon.  Bu enstrümanların da eklenmesiyle Tango orkestralarının ana temeli oturmuş olur. Keman, piyano, gitar ve bandoneon şeklinde topluluklardan sonra kontrbasın da eklenmesiyle tangonun tipik orkestrası oluşmaya başlar bu orkestralar sadece tango milonga ve Arjantin valsleri çalarlar. Yıllar içerisinde trombon, trompet, klarnet gibi enstrümanlar da çeşitli besteciler tarafından denense de tango orkestraları  içinde kalıcı olmayı başaramamıştır.

 

1 Piyano, 2 keman ve 2 bandoneon ve 1 kontrabas şeklinde olan orkestraya Sexteto Tipica adı verilmektedir.

 

 İleri zamanlarda 3 bandoneon 1 piyano, 1 kontrbas ve ufak bir yaylı grubundan oluşan Orquesta Tipica ve içinde birden fazla keman ve daha fazla bandoneon  bulununan orkestralara ise büyük tipik orkestra yani Grande Tipica denmektedir.

 

Bandoneon isimli akordeon benzeri bir enstrüman çalan müzisyenlerin eşlik ettiği bu dans 1870’lerde hala çoğunlukla sokaklarda yapılmaktaydı.  Eserler henüz kağıda dökülmediğinden müzisyenler eserleri kulaktan çalmaktaydı. Bu yeni kültürel oluşum içinde Tango müziği bir yandan oluşmaya başlarken dans da bir o kadar oluşumuna devam etmişti. Danstaki figürler kenar mahalle insanlarının hayatlarını yansıtmakta, onların hayata isyan edişlerini düş kırıklıklarını göstermekteydi.

 

Tango tarihiyle ilgilenenler tango tarihini çeşitli bölümlere ayırmışlardır. tangonun eski dönem, geçiş dönemi ve yeni dönem olarak adlandırılan bölümlerine değineceğiz.

 

Eski dönem olarak adlandırılan 1880-1917 yılları arası, tangonun gelişmeye başladığı dönemdir. 1880’lerde birden fazla müzisyen, çeşitli enstrümanlar çalarak küçük orkestralar oluşturmuşlar ve ilk orkestralar böylece kurulmuştur.

 

1895’te tango, “Tango Crillo” diye adlandırılmaya başlanır  Bu dönemde  tangolar sözsüzdür. Ancak bazılarına daha sonradan söz yazılmıştır. 1912’lerde Ajantin’de alt sınıfa seçilme hakkı verilmesiyle, bu sınıfın kültürel özellikleri daha üst sınıflar tarafından tanınmaya başlanmıştır. Böylelikle Tango ilk defa halk arasına karışmıştır.

 

1913’lerde Avrupa’ya ve öncelikle Paris’e geçen tango, Fransız sosyetesinde beğeni kazanmıştır. Almanya, İngiltere ve Belçika’da önceleri yasaklanmış, daha sonra Papa X. Pio’nun önünde yapılan bir dans gösterisinden sonra bu yasaklar kalkmıştır. Bu sıralarda Avrupa’da yayılan tango, küçük ruh ve kalıp değişikliklerine uğramaya başlamıştır. Tango’nun hüzünlü hali, yumuşak ve duygusal yapısı olan bir  hale dönüşmeye başlamıştır. Bu dönemin yaratıcıları olarak; Rosendo Cayetano Mendizabal (1868-1913), Angel Gregorio Viloldo (1869-1919), Enrique Saborido (1876-1941), Vicente Greco (1888-1969), Roberto Firpo (1884-1969), Manuel Aroztegui (1888-1938)’yu sayabiliriz.

 

Tango müziğinin 1917-1925 yılları arası Geçiş Dönemi olarak adlandırılmıştır. 1917’lerde sözlü tangolar yazılmaya başlanmış ve tango biraz olsun salonlara geçmeye başlamıştır. Sözlü tangolarla birlikte tango, aynı zamanda dinlenir de olmuştur. Ve bu oluşum dinlenilen tango ve dans edilen tango şeklindeki ayrımlara neden olmuştur. Sözler yazılmaya başlansa da ritimler ve melodiler aynı kalmıştır. Bu dönemin yaratıcıları olarak Carlos Gardel (1890-1935), Agustin Bardi (1184-1941), Juan De Dios Filiberto (1885-1964), Gerardo Hernan Matgos Rodriguez (188-1948), Eduardo Arolas (1892-1924), Juan Carlos Cobian (1895-1953), Enrique Delfino (1895-1967), Anselmo Aietta (1896-1964), Edgardo Donato (1897-1963), Osvaldo Dresedo (1897)’yu sayabiliriz.

 

 Geçiş döneminin yaratıcılarından biri olan Carlos Gardel’in doğum tarihi olan 11 Aralık tarihi Arjantin’de “Ulusal Tango Günü” olarak kutlanmaya başlandıktan sonra, tüm Dünya’da “Dünya Tango Günü” olarak kabul görmüştür.

 

1925-1948 yılları arası Tango’da Yeni Dönem olarak adlandırılmış ve Tango tarihinde 1925’lerde köklü değişimler başlamıştır. Artık halk tangoyu sever ve danseder hale gelirken Büyük orkestralar, solistler ile gösteriler yapılmaya başlanmıştır. Tango için şiirler yazılmaya başlanmış ve tangoda müzik, dans ve şiir gibi üç boyut ortaya çıkmıştır. Odeon Victor Columbia gibi plak şirketleri tango plakları çıkarmaya başlamıştır. Bu dönemin yaratıcıları olarak Julia De Caro (1899), Pedro Maffia (1899-1967), Juan D Arienzo (1900-1976), Enrique Santos Discepolo (1901-1951), Pedro Laurenz (1902-1992), Sebastian Piana (1903), Carlos Marcucci (1903), Carlos Di Sarli (1903-1960), Ciriaco Ortiz (1904), 0svaldo Pugliese (1905), Lucio Demare (1910-1974), Alfredo Gobbi (oğul) (1912-1965), Anibal Troilo (1914-1975), Jose Basso(1919)’yu sayabiliriz.

 

1948-1955 yılları arası Tango’da Üçüncü Dönem olarak adlandırılmıştır. 1948’lerde tangonun avangard örnekleri ortaya cıkmaya başlarken Tango ritm ve ruh kazanmaya başlamış; romantik, yumuşak bir havaya bürünmüştür. 1950’lerde çeşitli nedenlerden ötürü tekrar bir düşüş yaşanmış ve rock’n roll fırtınası yüzünden eşli danslar alçalışa geçmiştir. Bu dönemde Arjantin diktatörler tarafından yönetildiği için dans etmek de yasaklanmış ama daha sonra özgürlüklerin gelmesiyle tango da tekrar yükselişe geçmeye başlamıştır. Bu dönemi 1940’lar kuşagı ve Astor Piazzola gibi alt dönemlere bölebiliriz. 1940’lar kuşağını oluşturanlar Argentino Galvan (1913), Enrique Mario Francini (1916), Horacio Salgan (1916), Domingo Federico (1916), Hector Stamponi (1916), Armando Pontier (1917), Osmar Maderna (1918-1951), Mariano Mores (1922), Edurdo Rovira (1925), Roberto Pansera (1932) ve Astor Piazzola (1921-1992)’dır.

 

Astor Piazzola tangoya yepyeni bir yön vermiştir. Tango müziğinde yeni tango diyebileceğimiz bir dönemi başlatmıştır. Geleneksel tango, sosyal ve müzikal bir gelişime uğramaya başlamıştır. Artık tango dans edilebilir olmasının yanında zevkle dinlenilebilen müziklere, orkestralara sahip olmuştur.

 

 

TÜRKİYE’DE TANGONUN GELİŞİMİ

 

Tango Türkiye’ye 1930’larda cumhuriyetle birlikte gelmiştir. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde Türkiye’deki batılılaşma değişimlerinin bir parçası olarak ülkemize girmiştir. Arjantin’de erotik Avrupa’da daha romantik olan tango ülkemizde dansından daha çok müziği ile halkla etkileşimde bulunmuştur. Yazılan ilk Türkçe tangolar birer aşk şiiri niteliğindedir.Bu müziklerle yapılan ilk tango dansları ise masumane karşılıklı tutuşmalardan  öteye geçmeyen birkaç hareketi kapsamaktaydı. Cumhuriyetin ilk  zamanlarında İstanbul ve Ankara da yabancı müzisyenler tarafından çalınan Avrupa tangosu bazı balolarda  görülmekteydi. İlk Türkçe tangolar hep sözlüydü nerdeyse hiç enstrümantal tangomuz yok denebilir.

 

Türkiye’de ilk çalınan tangolar Avrupa tangosudur. Daha sonraları 1938’lerin sonlarına doğru Eduardo Bianco orkestrası’nın ülkemizde  verdiği konserlerle Arjantin tangosu yaşatılmaya başlanmıştır. İstanbul Park Otel Orkestrası  ve onun bandoneonisti Tapia Colman’ın Türkiye’de Arjantin tangosunun sevilmesinde rolü vardır.

 

1940’lar 1945’lerde o dönemin üniversite  gençliği Arjantin tangosunun gerçek dansını merak etmeye başlamış ve halk evlerinde gruplar kurup çalışmaya başlamışlardır ve artık Arjantin tangosu ülkemizde var olmaya başlamıştır.

 

Tangonun  ülkemizde çok uzun süreli dans geçmişi olmamakla beraber tangoya son yıllarda artan bir şekilde sevgi ve istek bulunmaktadır.

 

TÜRKİYEDE TANGO SANATÇILARI VE ŞARKILARI

 

Türkçe tangoların hepsi sözlü tangolardır. Enstrümantal tangomuz yoktur. Halkımızın tangoyu sevmesindeki başlıca etkende bu olmuştur. Anladığımız dilde yani Türkçe tangolar halkımızın gönlünde yer etmiştir.

 

TÜRK BESTECİLER

 

Necip Celal Andel 1908-1957

1928 yılındaki  Mazi adlı tangosu ilk akla gelenlerdendir. 1932 yılında Seyyan hanım tarafından plağa okunmuştur.Necip Celal’in bir çok tangosuna söz yazarı olarak Bedri Noyan imza atmıştır. Diğer tangoları özleyiş,ayrılık,suna,kimse sevgimi bilmez,yıllar,günler,bir an için,ve son üç tangosu  benim şarkım, damla damla ve geçmiş zaman’dır.

 

Fehmi Ege   1902-1978

Viyolonist orkestra şefi ve bestecidir.300 e yakın tangosu bulunmaktadır. Ünlü tangoları  sana nerden gönül verdim ,ayrılık,en son hatıran,ne kadar sevmişti gönül seni, mehtaplı bir gecede ,emelim,kirpiklerin ,çok ağladım.

 

Necdet Koyutürk  1921-1988

1940’ların ünlü bestecisi, orkestra şefi, söz yazarı ve düzenleyicidir. Kendi orkestrası ile radyoda  tango  yayınlarına katılmıştır.

En ünlü sevilen klasik olmuş tangosu papatya adlı tangosudur.Diğer tangoları dinle sevgili,rüzgar gibi geçti,şüphe, yıllar var ki,gel beklediğim yeter,gözlerine bakarken,özlediğim,unutmak istiyorum,baş başa kalınca,beyaz zambak.

 

DİĞER BESTECİLER

 

-- Ziyaettin Sarı Kartal

-- Kadri Cerrahoğlu

-- Halit Bedii Akçay

-- Nusret Rıfkı

-- Selmi Andak

-- Engin Ege

-- Erdener Koyutürk

-- Özdener Koyutürk

-- Orhan Avşar  bandoneonist orkestra şefi ve düzenleyicidir. Çoçukluğunu ve ilk gençlik yıllarını Bounes Aires de geçirmiştir. İstanbul radyosunda tipik orkestra kurmuştur.

 

TÜRK TANGO ŞARKICILARI

 

Seyyan Hanım, Mahmure Hanım, Birsen Hanım, Seyide Poroy ilk tango plaklarının büyüleci sesleridir.

1970 lerden sonra ise celal ince ,Saime Sengil, Saime Kentmen, Bedriye Tüzün, Nezahat Onaner, Şecaattin Tanyerli, Yaşar Güvenir, Zehra Eren, Erol Büyükburç, Necla İz, İbrahim Solmaz, Nevzat Yalaz, Aydın Esen, Ayten Alpman, Esin Engin, Mefaret Atalay, Zeki Müren, Ayla Büyükataman, Tülin Yakarçelik, Nermin Ege  gibi sanatçılar tango dünyasına emek verir.

 

Yakın geçmişte ise Eser Engin Noyan tango parçaları seslendirmiştir.